Mert 9 yaşında bir çocuktu. 3. sınıfa gidiyordu. Okulda kazı ile ilgili dersler ve deneyler yapıyorlardı. 10. yaşının doğum gününde babası ona bir dedektör almıştı. Her gün sahile gidip onunla gizemli şeyler bulmaya çalışıyordu. Hatta ilk bulduğu şey çok eski bir paraydı ve belki bu diğerlerine göre bulması en kolay olanıydı. Mert o günden sonra hep sahilde kazı yapıp değerli şeyler bulmakla geçirdi günlerini. Her zaman bir veya iki değerli şey buluyordu. Bir gün 1980’lerden kalma bir gazoz kapağı ve yine 1980’lerden kalma bir Tetris buldu. Hemen babasına haber verdi ve başka şeyler bulmak için yola çıktı. Her gün farklı yerlerde bir şeyler buluyordu.
Mert aramalarına hız kesmeden devam etti ve en ilginç şeyi babaannesinin bahçesinde buldu. Babaannesindeyken Mert yine aramalara koyuldu ve dedektörün çok fazla öttüğünü duydu. Hemen toprağı kazdı ve oradan çıkanı hayal bile edemezdi. Bir altın araba bulmuştu ama bu altın araba aslında bir kameraydı. Bu kamerayı kontrol eden bir toprak halkı vardı ve bu toprak halkı çok kızgındı çünkü her gün birileri topraktan geçerken evlerini yıkıyordu. Toprak halkı da her yere altın arabalar saklayıp kimlerin bastığına bakıyordu. Mert hemen babaannesine bunu gösterdi sonra babasına ve annesine gösterdi hepsi çok şaşırmıştı. Belki de zengin olacaklardı. Mert hemen annesinden izin alarak babaannelerine çok yakın bir antikacıya gidip bu eşsiz arabayı gösterdi. Antikacı Ahmet Amca bu arabayı saklamasını önerdi çünkü bu araba çok özeldi.
Aradan haftalar geçti ve Mert eşsiz şeyler bulmaya devam etti genellikle hep sahilde ve babaannesinin evinin bahçesinde buluyordu. Mert yine aramaya başladı en çok istediği şey daha büyük bir altın arabaydı. Altın olmasına gerek yoktu ama eğer yeni bir araba bulabilirse yeni bir dedektör alabilirdi. Yeni bir dedektör alma hedefi Mert’i mutlu ediyordu. Yeni dedektörler yerin çok altındaki şeyleri bulabiliyor ve bulunan şeyin değerini de gösterebiliyordu. Mert daha çok çalıştı, çabaladı yine sahilde ve babaannesinin bahçesinde bir araba bulabileceğine inanıyordu.
Bir gün Mert ve Mert’in arkadaşı Mehmet kampa gitmeye karar verdiler. Mert buna çok sevinmişti ama orada araba bulabileceğinden şüpheleniyordu çünkü oralara daha önce hiç gitmemişti. O gün gelmişti babası ve annesi Mert’i çağırdı. Mert hemen çantalarını alıp arabaya bindi. Yolculuk 2 saat sürdü ve kamp yerine geldiler. Kamp yeri çok güzeldi. Her yer yemyeşil ve havası mis gibiydi. Kuşlar cıvıldıyordu. Mehmet hemen Mert’e sarıldı ve birlikte hemen aramalara koyuldular çünkü Mehmet’in de bir dedektörü vardı. İlk buldukları şey beyaz bir kapaktı sonra işte iyi haber geldi; Mert bir araba bulmuştu hatta bu arabada altındı hemen güle güle babasının yanına gidip bu arabayı gösterdi. Babası çok şaşırmıştı ve hemen 30 dakika uzaktaki teknoloji marketine gittiler yanlarında Mehmet de vardı. Yeni bir dedektör alabileceklerdi. İşleri akşama kadar sürmüştü ve Mert yeni dedektörüyle arama yapmayı çok istiyordu ama akşam olmuştu. O da artık yarına arama yapmaya devam edecekti.

Mert kendini tutamadı ve akşam saatlerinde arama yapmak için fener, mont, dedektör bir de kazma ve yedek 6 pil aldı. Tam gideceği zaman arkadaşı Mehmet ona seslendi: “Hey Mert, ne yapıyorsun bu saatte? Herkes yatıyor, dedi.” Mert ise aynı şeyi Mehmet’e söyledi. İkisi de kendilerini tutamamıştı hemen aramalara başladılar. Aradan 2 saat geçince hava iyice soğumuştu ama montları vardı. Zaten kamp yeri olduğu için vahşi hayvanlar yoktu sadece sinekler vardı. Birden dedektör “dıııııtttttt” diye ötmeye başladı, çok fazla ötüyordu. Mehmet ve Mert çok sevinmişti hemen kazmaları ile toprağı iyice kazdılar ve birden küçük küçük sesler gelmeye başladı. Bu sesler arı vızıltısı gibiydi topraktan geliyordu. Mehmet dayanamayıp kazmaya başladı. Mert de aynı şeyi yaptı ve birden minik bir araba buldular arkasından minik minik evler çıktı ardından da küçük küçük insanların oluşturduğu bir köy halkı vardı. Hepsi çok korkuyordu. Liderleri hemen solucanları hazırlayın dedi ve 3’den geriye saydılar. 3-2-1 Atın, diye bir ses çıktı. Solucanlar Mehmet’in yüzüne Mert’in de eline fırlamıştı. Tabi bu solucanlar onlara hiçbir şey yapmadı ama ne olduysa şimdi oldu. Bir ışık çıktı ve birden bu halk yok olmuştu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken topraktan 9-10 tane altın araba çıktı hepsi parlıyordu ve belki de en çok istedikleri şey karşılarına çıkmıştı. Mert ve Mehmet çok heyecanlandı. İşte bir altın madalya ve bir kupa ortaya çıkıverdi. Mert o andaki heyecanından hemen altın kupaya atladı. Bu altın kupa gerçekti. Mert öyle sevinmişti ki hayatında en çok sevindiği 2 şey arasına girdi. Birincisi babaannesinin aldığı oyuncak simli araba ve 2. ise şimdiki bulduğu altın kupaydı. Mert birden annesinin sesini duydu. En sevdiğiniz kurabiyeleri yaptım. Hadi gelin fırından yeni çıkan kurabiyelerimin tadına bakın, diye seslendi annesi. Mehmet ve Mert kurdukları hayali oyunu bırakıp koşarak mutfağa gittiler. Mert, hayatı boyunca hep hayaller kurdu ve mutlu oldu. Kim bilir gerçekten profesyonel bir arkeolog olurdu belki de mühendis belki de başarılı bir futbolcu…

İHSAN MİRAC BEKEÇ 5/B